Connect with us

Tüm dizilerin özetleri, fragmanları,haberleri ve çok daha fazlası!

Vatanım Sensin 10.Bölüm: Bunca Kötülük Arasında Hayatta Kalabilmek

Vatanım Sensin

Vatanım Sensin 10.Bölüm: Bunca Kötülük Arasında Hayatta Kalabilmek

Vatanım Sensin 10.Bölüm: Bunca Kötülük Arasında Hayatta Kalabilmek

“Fenalığı kabul etmemek lazım. Haksızlığı her kabul ediş, daha büyüğünü doğuruyor.” diyor Ahmet Hamdi Tanpınar Huzur romanında. Vatanım Sensin’in 10.bölümünde Hilal’in cümlelerini her duyuşumda bu cümle çınladı kulaklarımda. Öleceğini bile bile kabul etmiyordu Hilal. Kendisine yapılan kötülükler fikirlerinin arkasında durmasını engellemiyordu. Ülkesine yapılan işgali, kendisine yapılan haksızlığı kabul edemiyordu. Bunun karşısında olmak, boyun eğmemek, beni öldürmeyin diye yalvarmamak istiyordu.

Ailesi ise en zayıf noktasıydı. İdam edilirse, babaannesinin,annesinin, ablasının üzülmesi, onların acı çekmesi kendi canından daha kıymetliydi. Ölmekten korkmuyordu, hele ki idealleri uğruna ölmekten hiç korkmuyordu. Ancak ailesinin ölümünü izlememesi onu en çok korkutandı. Ailesinin canı yansın istemiyordu. Öldüğü zaman onun ideallerini  yaşatacaklar arkasından gelecekti, biliyordu. Ancak ne olursa olsun ailesinin canı yanması onu durduran en hassas noktaydı.

Vasili de Hilal’in aile konusundaki hassaslığını biliyordu. Hilal’i konuşturmak uğruna, Hilal’in en çok değer verdiği ailesini kullandı. Acıları gözlerinin önüne serdi. Hilal ona rağmen üzerine yüklenen suçu üstlenmedi, Mehmet’in yanına neden geldiğini söylemedi, Mehmet ise kendisine tuzak kurulmasına rağmen vatan uğruna kimsenin adını Yunanlılara söylemedi.

c0tamouxgaahxza

Cevdet ise kızını kurtarabilmek uğruna var gücüyle uğraşmaktaydı o sıralar. Aklında dönüp duran tek bir cümle vardı Cevdet’in. Yıllar önce Hilal çok küçükken ona sorduğu tek bir soru: “Baba ben güzel miyim?” Hilal’ini kaybetmek üzereyken kulağında çınlayıp duran son cümleydi o. Yunanlılara esir düşmeden önce kızından duyduğu o cümle saklı kalmıştı hafızasında. Belki de çocuklarıyla geçirdiği o son anılar yaşatmıştı onu. Vatanı ve kızı Hilal arasındaydı Cevdet. Her şeyi, tüm görevini arkasına alıp kızını kurtarabilir ya da görevi uğruna Hilal’i kaybedebilirdi.

Önce Vasili’yle sonra da Eşref Paşa ile karşı karşıya geldi Cevdet. Hilal’in o suçu işlemiş olamayacağını, yapılanların kendisine bir komplo olduğunu anlatsa da Vasili’yi inandıramadı Cevdet. Karşısına çıktığı ikinci kişi ise Eşref Paşa’ydı. Vasili, Yunan ordusundan başka hiçbir şeyi düşünmüyorsa Eşref de Osmanlı söz konusuysa Cevdet tarafından bakamıyordu. Cevdet’in görevi çok önemli olduğu için Cevdet’i kurtarmak adına Ölmez Hasan’ı yeğeni Mustafa Sami’ye zehirleten de hiç tanımadığı Mehmet’in üzerine Cevdet’in suçunu yükleyen de Eşref Paşa’ydı. Cevdet’in ise kızını kurtarmak için tek seçeneği görevi de tehlikeye sokacak bir adım atmaktır.

indir-10

Azize ise daha önce yüzleşmediği bir gerçekle yüzleşme aşamasındaydı. Kocasının karşısında olurken uğruna canını bile vereceği kızlarını takip edememişti. “Kim senin karşındaysa onun yanındayım.” diyerek de bunu ifade etmişti. Öfkesi ve sevgisi her şeyden üstündü Azize’nin. Sevdiği, koruduğu insanın hatasını görmezken bir kere öfkelendiği zaman da ne yaparsa yapsın karşısında oluyordu. Ölmez Hasan’ın ölmeden önce söylediği sözleri araştırmayı ise çok kolay bırakmıştı. Bir an için şüpheyle yaklaşıp Cevdet’e gizli bir görevde olup olmadığını soran Azize Cevdet’in ilk reddedişinde sormayı kesmişti.

Halbuki o anlarda şüphelenebileceği birçok cümle sarf etmişti Cevdet. Bu anlattıklarını Vasili duyarsa kendisinin de çocuklarının da yaşamayacağını, bu sözlere inanmaması gerektiğini söylemişti. “Cevdet gizli bir görevde olsa bunu neden söylesin” diyerek bir an için şüphelenebilirdi. Ancak o sırada söz konusu Hilal’in olması ve Cevdet’in Hilal’in dahi zarar verdiyse cezasını çekeceğini söylemesi her şeyi değiştirmişti. Azize yine öfkelenmiş ve bir an Cevdet’in bir vatan haini olmadığından şüphelenmemişti.

Vasili ise bir asker ve bir baba olma arasında kaldığında her zaman görevini seçen bir adamdı. O yüzden Hilal’e karşı iyi niyetle davranması neredeyse imkansızdı. Kendi oğlu Leon’a dahi bu şefkati gösteremiyordu. Leon ise babasına göre daha insaflıydı. Özellikle Hilal söz konusu olduğunda. Hilal’e ilgisini ve sevgisini daha net görebildik yeni bölümde. Onu kurtarmaya çalışması, Yıldız’a daha mesafeliyken Hilal’e karşı yakınlığını hissedebildik yeni bölümde.

Ancak yine de babasının emirlerinden kopamıyordu Leon. Ölmez Hasan’ın ölümünü araştırmak için hastaneyi aramaya başladı. Ölmez Hasan’ın cesedini Hekim Mustafa Sami’nin tüm itirazlarına rağmen Yunan bir doktora inceleten Leon, Ölmez Hasan’ın zehirlendiğini de o şekilde öğrenmişti. Bu nedenle Ölmez Hasan’ın odasına giren herkes potansiyel şüpheliydi. Cevdet, Azize ve Hekim Mustafa şüpheliler listesindeydi. Herkesi sorguya çeken Leon’un aklında ise Mustafa Sami vardı. Cinayeti ondan başkasının işlediğine inanmıyordu. Mustafa Sami’nin konuşturabilecek tek kişi ise Yıldız’dı.

c0taskmxcauczyj

Leon Yıldız ile konuştu. Hem Hilal için hem de Mustafa Sami’nin konuşması için. Kardeşini kurtarabilmek için her şeye hazır olan Yıldız ise Leon’u büyük bir dikkatle dinliyordu. Hilal’i konuşturmak ise neredeyse imkansızdı. İşlemediği bir suç olmasına rağmen sırf Yunan askerlerine minnet etmemek için “Neyse cezam razıyım”diyordu. Mustafa Sami’yi konuşturmayı ise henüz denememişti Yıldız. Ancak Mustafa Sami’nin Yıldız’a zaafını hesap edersek nedense çok zor gelmiyor bana bu durum.

Leon’un Yıldız’la konuşması ise Yıldız’a Azize’nin yapmadığını yaptırdı. Nice zamandır nereye gittiğini, ne yaptığını bilinmeyen Hilal’in kimlerle görüştüğünü öğrenen Yıldız, Hilal’in görüştüğü insanlarla da görüştü, Hilal’in başına gelenleri anlattı. Ali Kemal’de o vasıtayla Hilal’in başına gelenleri öğrendi.

Cevdet ise Hilal konuşmayınca Mehmet’in yanına gitti ancak Mehmet’in de Hilal’den çok bir farkı yoktu. Çanakkale’de savaşan Mehmet, oradan sağ kurtulup İzmir’e gelmişti. Birinci Dünya Savaşı’nın birkaç başarılı cephesinden birinden gelmişti. Orada ölmediği için ise hayıflanıyordu.

Vatan için ölmek kutsal bir şey. Hele ki vatanınız uğruna savaşıyorsanız. Ancak yeni bölümde Hilal’i de Mehmet’i dinlerken sorguladığım bir kavram vardı. Bu topraklar uğruna savaşırken mi ölmeli insan yoksa bu topraklar üzerinde yaşarken mi? Yani esirken, işlemediğiniz bir suç uğruna ölmek bu topraklar için ölmek midir? Çanakkale Savaşı’nda ölmek elbette ki bir onurdur. Ancak Hilal de Mehmet de Kurtuluş Mücadelesi devam ederken hatta yeni başlarken bir haksızlık uğruna ölerek mi başarılı olacaklardı?

Hilal ve Mehmet de öldüklerinde Yunanlıların gücünü göstermekten başka bir işe yaramayacaklardı. Vasili’nin siz bizim cephanemizi patlatırsanız biz de sizi elimizle koymuş gibi buluruz deme şekli olacaklardı. Ölümü ve haksızlığı kabul etmek mücadele etmek değildi. Hilal ve Mehmet bu topraklar için yaşamalı, gördüklerini yazmalı, zulme ve haksızlığa ölerek değil yaşayarak cevap vermeliydi. Haksız bir ölümü kabul etmek ölmekten daha kötü değil miydi?

c02j9ozwgaeryej

Vatanım Sensin’de Halide Edip’i görmek ise ayrıca mutlu etti beni. Vatan için yazan, mücadele eden güçlü bir tarihi kadın figürüydü Halide Edip. Böyle bir dizide de yer verilmesi gerekilen en önemli insandı. Halide Edip’in Halit İkbal takma ismiyle Hilal’in yazdıklarından bahsetmesi ise ayrıca önemli bir mevzuydu. Yazdıklarıyla olaylara yer veren, yıllar sonra yaşananların yazdıklarıyla unutulmamasını sağlayan kadınlardı. Hilal de Halide Edip gibi kalemiyle, yazdıklarıyla hayatta kalmak zorunda olanlardan biriydi.

Acının dini,dili,milleti yokmuş. Hilal’in evlerinden gitmesini isteyen Veronika, Hasibe’nin acısını gördüğünde Vasili’yi ikna etmek için adım atan bir anne olmuştu. Hilal’de onun kızı gibiydi. Veronika dua ederken odasına gelen Hasibe’nin “Hilal için de bir mum yakar mısın?” demesi acının dini olmadığının en büyük kanıtıydı. Vasili’yi ikna edemeyen Veronika ise “Başkanım” diye başladığı bir mektupta “Dünyanın bile taşıyamadığı acılar anaların sırtına yüklendikçe her yönetim başarısızlığa mahkum olmak zorundadır” diyerek yeni bir yardım talebi için harekete geçmişti.

O sıralarda Halide Edip’in de eline bir mektup geçmişti. Mektupta ne yazdığı okunmasa da Halide Edip mektubu okur okumaz İzmir’e gitmeye karar vermişti. Veronika’nın mektubuyla Halide Edip’in eline geçen mektup arasında bir bağ var mı bilmiyoruz elbette ki ama ben şimdilik bir bağ olduğunu düşünmüyorum.

Hilal’le yardım etmek isteyen Ali Kemal ise tefeci vasıtasıyla tanıştığı İvan’ın yerini Cevdet’e söylemişti. Silahların yerini arayan Cevdet ise eğer silahları bu vasıtayla bulursa görevini de sonlandırabilecekti. Hilal’i kurtarması için de tek yol buydu. Ancak o sıralarda Hilal’in intihar ediyor olması en büyük karmaşalardan biriydi.

Hilal’in ise kurtulacağına eminiz. Ancak Leon mu yoksa başka birisi mi kurtaracak orası bilinmez. Belki de bir anda beklemediğimiz bir olay Hial’in intihardan vazgeçmesine sebep olacak.

Yeni bölümlerde görüşmek dileğiyle!

 

İyi bir dizi takipçisi. Hem işine hem de yazmaya aşık. En çok da en iyi yazar mühendisten olur düşüncesini desteklemek için yazıyor. Çayını, kahvesini değil, bir kutu peçete alıp televizyonun karşısına geçiyor. Kalbine, ruhuna dokunan dizileri izlemeyi seviyor. Hiçbir zaman da unutmuyor, o gemi bir gün gelecek!

Yorum İçin Tıklayın!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Vatanım Sensin

To Top