Tüm dizilerin özetleri, fragmanları,haberleri ve çok daha fazlası!

Çoban Yıldızı 4. Bölüm : Aşk

Çoban Yıldızı 4. Bölüm : Aşk

Yaşanılanlar değil midir hayatı bize öğreten, bizi her seferinde daha güçlü kılan. Çaresizliğin ne demek olduğunu tüm çıplaklığıyla gösteren… Hayat öyle bir noktada yakalar ki seni ne geri dönüş mümkündür ne de ilerleyebilmek. Ne kadar çırpınırsan çırpın her hareket sürükler seni bambaşka olaylar çukuruna. Ama yine de bilirsin ki bu günler geçecek, verdiğin tüm uğraşların sonucunu alacaksın. Tıpkı Zühre’nin direttiği, dayandığı, sabrettiği gibi… Ne demişti Cevahir Hanım’a “Ben kaderime boyun eğmeyeceğim”. Bu cümleden de anlaşıldığı üzere tek bir yaşam hakkımız var, onu da kader deyip boyun eğerek yaşamamalıyız. Bu bölümün en dikkat çeken noktalarından biri de Zühre’nin ağzından dökülen şu cümleydi:”İnsan kendi gibi olmazsa insanlıktan çıkar.”Öyle de değil midir sizce? Kendi kararlarınızın olmadığı bir hayat içinde ne kadar siz olabilirsiniz? Sizin istediğiniz nokta da dönmüyorsa yaşanılanlar ne anlamı var bir beden içinde nefes almanın.

Çoban Yıldızı 4. bölümü yine duygu yüklü sahneleri ile karşımızdaydı. 3.bölümün sonunda merak ettiğimiz “Kim vuruldu?” sorusunun cevabının Arif Bey olduğunu ve o kurşunun canını aldığını öğrendik. Seyit dedesine karşı olan son görevini de yerine getirmiş huzur içinde gömmüştü dedesini. Arif Bey, İstanbul’a gitmek için yola çıkıp öleceğini tahmin eder miydi hiç ama hayat dedik ya yine nasıl da acımasız olduğunu gösterdi hepimize. Arif Bey’in mezarının başında Cevahir Hanım dua ederken, Zekkar gelerek Cevahir Hanım’ın kafasına silah dayamıştı. Karakayalar’ın acımasızlığını yine gördük bu sahnede. Ancak Seyit yine gelerek ailesini kurtarmıştı. Ne yapacaklarını bilmese de ailesini bir otele yerleştirmiştir.

Karakayalar’ın vicdansızlığını gösteren bir sahne daha karşımızda. Fikret Karakaya gelini Sırma Karakaya’yı acımasız bir şekilde sorgulamış ve Sırma Hanım’ı Zühre’nin kaçmasına yardım ettiği geçide kilitleyerek adeta ölüme terk etmişti.  Sırma Hanım çaresizce çıkış yolunu ararken, diğer yandan Seyit başlarını sokacak otel aramaktaydı. Baktıkları her otelin dolu olması, yaşadıkları, yorgunlukları hepsi yüzlerinden okunuyordu. En sonunda bir otel bulmuş ve yerleşmişlerdi.

Zühre’nin odaya yerleştikten sonra Cevahir Hanım ve Rümeysa’ya “Beni Affedin!” demesi gözlerimizin yaşarmasına yetmişti. “Ben sadece kaderimi değiştirmek için uğraştım.” Zühre’nin haklı mücadelesinin kanıtı bu sözlerdir aslında, bir birey bir insan olduğunun farkındalığıyla. Cevahir Hanım ise “bizim kaderimizi babalarımız, kocalarımız belirler.” cümlesiyle kaderine boyun eğen, mücadele etmeyen kadınları temsil eder gibiydi. Güç, kadınların ellerindedir sadece istemeli, vazgeçmemeli.

Seyit, otel terasında Zühre’ye tam olmasa da sevdiğini dile getirmiş ve gitmesini istemediğini belirtmişti. Zühre ne kadar onu susturmaya çalışsa da o içinden geleni söylemeye çalışmıştı. Zühre’ye “Peki, o zaman. Sen söyle, bizim aramızdaki ne?” demişti. Zühre’nin dudaklarından tek bir kelime dökülmüştü o anda “Aşk”. Ancak devamı beklediğimiz gibi değildi. “hiçbir zaman da olmayacak!”

Kötü bir konuşma olsa da aralarındaki duyguyu dile getirmişti her ikisi de. Gazeteden Karakayalara ait numarayı alan Rüveyda, Zühre’nin yerini söylemeye niyetlidi. Gece kalkıp telefona sarılan Rüveyda, Zühre’nin uyanması ile amacına ulaşamamıştı. Bu sırada Zühre’nin yarası kötüye gitmekte, onu güçsüz bir hale sokmaktadı. Rüveyda’nın da diretmesi ile gitmesi gerektiğini düşünen Zühre yarasının verdiği acıyla ne yapacağını bilememektedi. İbrahim ise Şerife’nin oyunları sonucu yaşanan bu olaylardan payını alarak, Zekkar’dan bir dayak yemişti. Şerife ise hayatından gayet memnun acımasız bir şekilde hayatına devam etmektedi. Ama İbrahim tüm saflığı ile ona inanmaktan hiçbir zaman vazgeçmemişti. İbrahim, babasının öldüğünü ise telefondan öğrenmişti.

Sırma Hanım hapsedildiği geçitte kurtarılmak için haykırmakta, ama bir sonuç elde edememekteydi. Ali Karakaya’nın annesini aramaya başlamasıyla, Fikret Karakaya huzursuzlanmaya başlamış ve Sırma Hanım’ın Aksaray’a gittiğini söylemişti. Apar topar Aksaray’a giden Ali, doğal olarak annesini bulamamış ve geri dönmüştü. Fikret Karakaya Ali’nin söylediklerini hiç umursamadan İstanbul’a gitmek için hazırlanmasını istemekte, hatta diretmekteydi. Ali ise dedesine karşı çıkarak silah doğrulttuğu sırada Sırma Hanım, geçitte iskelet üzerinde bulduğu anahtar ile kapıyı açmış ve içeri girmişti. Sırma Hanım’ın kapıdan çıkıp gelmesi ise Fikret Karakaya’yı şaşkınlığa uğratmıştı. Ali Karakaya dedesinin İstanbul’a gitme ısrarları üzerine annesini de alıp İstanbul’a gitme kararı almıştı.

Zühre’nin yarasının kötüye gitmesi sonucu Seyit Zühre’yi Sağlık Ocağı’na götürerek pansuman ettirmişti. Daha sonra beraber deniz kenarına çay içmeye giden Seyit ve Zühre güzel dakikalar geçirmiş ve cümlelerini Can Yücel ile süslemişlerdir. Can Yücel’in Ateş ile Su şiirini okumuşlardı.

“…ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.
işte o zamandan beridir ki:
ateş sudan, su ateşten kaçar olmuş…
ateşin yüreğini sadece su,
suyun yüreğini sadece ateş alır olmuş…”

Her ne kadar Zühre bu şiirin bir hikaye olduğunu bilse de Seyit ona şiir olduğunu söylemişti. Otele geldikten sonra Rüveysa’ya yarın gideceğini söyleyen Zühre, yarasının acısı ile gece uykusundan uyanmış, ter dökmüştü. Sabah büyük bir acı ile uyanmasına rağmen Zühre vazgeçmemiş giyinmiş ve otelden gitmişti. Ancak Zühre giderken onlara yardım eden kamyoncu Erdal görmüş ve Seyit’e haber vermişti. Zaten Zühre de acıya çok fazla dayanamayıp bir köşeye yığılıp kalmıştı. Seyit Zühre’yi hemen bir hastaneye götürmüştü. Rüveyda, Zühre’nin gidememiş olmasının hırsı ile hemen bir fırsat yaratıp telefonla Karakayaları aramış ve Zühre’nin yerini söylemişti. Ancak abisinin onu aradığının farkında değildi. Telefonu kapatıp abisini fark eden Rüveyda, şaşkın bir şekilde kalakalmıştı. Acaba Seyit, Rüveyda’nın telefon konuşmasını duymuş muydu?

Bu sahnede son bulan Çoban Yıldızı’nın gelecek bölümü merakla beklenmekte. Bölümün bitişinden hemen sonra yayınlanan tanıtım fragmanında Karakayalar’ın otele geldiklerini, Zühre’nin kaçmaya çalışmalarını görmekteyiz. Tanıtımın son sahnesinde Ali Karakaya’nın elindeki silah Seyit ile münakaşada iken patlıyor. Acaba bu bölümde vurulan kim? Arif Bey gibi bir ölüm daha gelir mi? Soruların tüm cevapları 5. bölümde bizler ile olacak.

Büyük acıların yaşandığı bu bölümde, çaresizliği gördük. Zühre’nin ne yapacağını bilememesi, sadece özgür olabilmek için uğraşırken etrafındakilere büyük zararlar verdiğini izledik. Ama diğer yandan aşkı gördük, en büyük acıların arasından bile doğabilen o masum, şuçsuz sevgiyi.. Gelecek bölümlerde Seyit ve Zühre’nin arasındaki sevginin daha da artacağını beklemekteyiz. Yazıya başladığımız gibi hayat işte bize neler getireceği belli mi? En büyük acıları yaşarken bir yandan da büyük bir aşk kazanabileceğini tahmin edemez insan. Her günün süprizlerle dolu olduğu bir dünya da yaşıyorsak eğer boyun eğerek değil, kendi istediklerimiz etrafında şekillenen bir dünya olmalı bu, her ne bedel ödersen öde vazgeçmediğin istediklerinden..

“Her insan kendisi olması karşılığında topluma bir bedel öder.
Az ya da çok ama mutlaka bir bedel…
Kimse bedelsiz kendi olamaz.”Murathan Mungan

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.