Tüm dizilerin özetleri, fragmanları,haberleri ve çok daha fazlası!

Senin Bir Ailen Vardı Mert…

Senin Bir Ailen Vardı Mert…

Bir dizinin son sahnesi o kadar önemlidir ki. Dizi bittiğinde aklımızda kalan da bir sonraki bölümü heyecanla beklememize sebep olan da işte o sahnedir. O yüzden sıradan bitmez son sahneler. İçerde ise bu son sahne konusunda gerçekten başarılı. Her seferinde yüreğimize dokunmayı bir şekilde başarmasını biliyor.

Mert’i orada ağlarken izleyip sesini duyuramayacağını bildiği halde “Sarp senin ağabeyin!” diyerek bağıranlar el kaldırabilir mi? Ne yalan söyleyeyim ben yaptım! Dayanamadım, o nasıl bir sahneydi, yüreğimi, ciğerimi deldi geçti. Ağladı, ağladı da durmadı Mert. Ömrünü verirdi o an biri çıkıp da ailesinin kim olduğunu söyleseydi. Her şeyini verirdi. Ne ölüm kalım korkusu ne intikam duygusu hiçbir şey kalmazdı içinde. Şaşırmazdı da. Füsun’u annesi gibi seviyordu zaten. O acılı annenin yanına koşardı hemen.

Senin bir ailen vardı Mert. Vardı da değil hatta var Mert. Hem de yanı başında. Her gün Eylem’le gittiğin o restoranda hem de. Her gün karşına çıkan Sarp var ya hani işte o da ağabeyin Mert. Ağlama artık Mert, üzülme. Deseydik iyiydi, diyemedik!

cy8h_ahw8aa1orw

Sarp demişken büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Mert’in bıraktığı dosyayı geçen bölüm tahmin ettiğimiz gibi bulmuş. Garaj kapısını kapatırken bulduğu dosyanın içinde gerçek Necip Uyanık’ın ölüm belgesi varmış. Onu görünce de kararını vermiş Yusuf Müdür’le ilgili.

Sarp, kardeşi için Yusuf Müdür’ün planlarına hiç sorgulamadan dahil olmuştu. Kendisinin de dediği gibi Yusuf Müdür, bir babaydı onun için. Yıllar önce babasından aldığı darbeyi bu sefer Yusuf Müdür’den aldı. Yusuf ise Sarp’ın değerini onu kaybettiğinde anladı. Tek başınaydı artık Yusuf. Sarp onu Celal’e yaklaştıran tek kişiydi. O yüzden yine Celal’in çok uzağına düşmüştü. Sarp artık içerde tek başınaydı.

Mert kafasını Coşkun’a takmasaydı bu bölümde araştırdığı bir gerçek vardı. Umut’un gömleğindeki kanın Füsun’un DNA’sıyla eşleşip eşleşmediğini araştırıyordu. Ancak Coşkun’la karşı karşıya gelince her şey yalan oldu. Kafasını başka bir şeye veremedi. O dosyayı da unuttu. Haliyle Yusuf Müdür’ün eline geçti o dosya. Yusuf ise Sarp’ın güvenini yeniden kazanmak için kullandı o bilgiyi. Annesiyle kardeşinin gömleğindeki kanın uyuşmadığını söyledi. Yani kardeşi yaşıyor olabilirdi. Ancak kendisine ait olmayan o bilgi ona doğru bir güven de kazandırmadı. Sarp, Celal’in sevkiyat yapacağı adresi söyledi söylemesine ama yanlış adresti Yusuf’un gittiği.

“Dost kazığı nasıl oluyormuş” öğrensin diye yalan söyleyen Sarp’ın düşmanlığı kazanmak en kötü şey olsa gerek. Zira kimse Yusuf Müdür’ün yerinde olmak istemezdi o anlarda. Tek başına kalmayı bırakın, zeki bir düşman da edinmişti kendisine. Yaptığı bir hata Sarp’a mal olmuştu.

cy7ueqtuaaaw7-i

Sarp’ın bu bakışının altına çok caps yapılır sanırım ^^ Davut’a nispet yapmaları ayrı bir tat verdi bu bölüme. Davut karakterini de Sarp kadar sevenlerdenim. O yüzden ikisinin atışmalarını bayılarak izliyorum. “Söyle bakalım Celal Baba, kaçına has adamım dedi” nispeti güldürdü.

Sarp, Celal ve adamlarının arasına karıştıkça iyice aile gibi oluyor onlarla. Davut’la ilişkisi birbirlerini çekemeyen iki kardeşin ilişkisi gibi yansıyor ekrana. Birlikte dışarı çıkmaları, kestane yemeleri falan güzel bir aile tablosu oluşturuyor neredeyse. Hani Celal’in Mert ve Sarp’ı ayırdığını bilmesek seveceğiniz neredeyse bu tabloyu.

O sahnedeki en önemli detay ise Celal ve Sarp sanki bir aile gibi vakit geçirirken Yusuf Müdür’ün onlarla karşılaşmasıydı. Yusuf Müdür yalnızdı ve Sarp Celal’in yanındaydı. Sarp ve Yusuf’un kendi yollarına ayrılması daha güzel verilemezdi. Sarp artık Yusuf’un yanında değildi ve bu her haliyle hissediliyordu.

“İnsanın düşmanı kendisiymiş” demişti orada Yusuf. Ne yaptıysa kendisine etmişti ve Sarp’a yaptığının pişmanlığını dile getiriyordu. Ancak dönüş gerçekten zordu. Bir kez ihanete uğrayan Sarp belli ki kolay kolay da affetmeyecekti. Zaten Yusuf Müdür, Sarp’ı kaybetmeseydi yaptığının yanlış olduğunu bile anlamayacaktı. Sadece Celal’i bitirmeye odaklıydı. Ve onun için her yaptığının doğru olduğuna inanıyordu.

cy8jkpdw8aeal8i

Planları için herkesi harcayan bir adam da sevgili Coşkun’du. Kendisinin yanında olan ve ona yardımcı olan Hayati’yi gözünü kırpmadan öldürdü yakalanmamak için. “İnsan nasıl yaşarsa öyle ölür.” sözü de hayata karşı ders çıkartılması gereken bir cümle olarak kayıtlara geçti.

Coşkun’un bu yaptığı yıllar önce Celal’in kendisine yaptığıydı aslında. Celal’de işi bittiğinde Coşkun’u öldürmeyi tercih etmişti. Kim olduğun, ne yaptığının bir önemi yoktu. Çıkarlara hizmet etmiyorsan bu dünyaca sadece ölüyordun. Hatta eğer ölümün çıkarlara hizmet ediyorsa daha hızlı ölüyordun.

Her şeyden öte Mert’in Coşkun’u yıllar önce kendisini dövdüğü bastonla dövmesi intikamın yıllar sonra yansıyan yüzüydü. Unutmamıştı Mert, bastonu da yıllardır çektiği acıyı da. Coşkun’dan intikam alırken de aynı bastonu kullanmıştı.

Tabi Coşkun tanımasa da o anlarda Mert’i tanıması çok uzun sürmemişti. Zulasını almak için eski eve gittiğinde Mert’i Melek’le görmüştü. Ve Mert’i tanımıştı. Mert’i tanıdıktan sonra da çok büyük bir koz eline geçmişti artık. Mert’in geçmişini biliyordu. Bu geçmişi bildiği sürece Mert ona dokunamazdı. Ve daha ötesi bu bilgiyle Mert’e her şeyi yaptırabilirdi.

Mert demişken Mert Eylem ilişkisi gittikçe tatlılaşmıyor mu? Her seferinde izlemeye doyulmuyor karşılıklı sahneleri. Sarp’ın da Mert’in de canları ne zaman sıkılsa ya da can sıkıcı bir olay olsa sonraki sahnelerinin Füsun’un restoranı olması da yine ayrıca sevdiğim sahnelerden. Ne zaman canımız sıkılsa annemize gideriz ve her şeyi unuturuz ya. İşte tam da öyle bir atmosfer yaratıyor gözümüzde.

Bir sonraki bölümde buluşmak dileğiyle o zaman!

 

 

 

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.