Tüm dizilerin özetleri, fragmanları,haberleri ve çok daha fazlası!

DiziTv Vatanım Sensin’i İzledi!

DiziTv Vatanım Sensin’i İzledi!

Perşembe gününe hızlı bir giriş yapan Vatanım Sensin, başrollerinde Halit Ergenç ve Bergüzar Korel‘in olduğu duyulduğundan beri merakla bekleniyordu. Sonunda bu bekleyiş dün akşam sonlandı.

03 Medya‘nın yapımını üstlendiği, yönetmenliğini Yağmur-Durul Taylan‘ın yaptığı Vatanım Sensin’in senaryosunu ise Necati Şahin ve Nuran Evren Şit yazıyor. Dizinin kadrosunda ise Halit Ergenç ve Bergüzar Korel dışında, Onur Saylak, Şebnem Hassanisoughi, Pınar Deniz, Celile Toyon, Kubilay Aka ve Miray Daner gibi isimler yer alıyor.

Biz de merakla beklenen Vatanım Sensin’in ilk bölümü nasılmış bakalım dedik ve DiziTv yazarları olarak ilk bölümü izledik. İzlemekle kalmadık bir de dayanamadık yorumladık. Vatanım Sensin’in ilk bölümünü DiziTv yorumuyla okuyun!

vatanım sensin

Aile olmak ya da olmamak

Ayşe Arslan

Bir süredir Vatanım Sensin’in fragmanlarını, afişlerini, fotoğraflarını gördükçe heyecanlandım ve yayınlanmasını merakla bekledim. Bergüzar Korel, Halit Ergenç’in uzun zaman sonra yeniden bir arada olduğunu duymak ve Onur Saylak’ın da bu projeye dahil olduğunu öğrenmek bile izlemem için yetiyordu. Özellikle perşembe günlerindeki dizi rekabetinin diğer günlere göre biraz daha az olması da diziye olan ilgimi arttırdı. Sonrasında başladım izlemeye!

İlk sahneyle başlayalım. Tek kelimeyle muhteşemdi. Bir savaş sahnesi ve vatanı için her şeyi göze alan bir adam. İdealist, gözü kara. Halit Ergenç’i Muhteşem Yüzyıl’da da izleyen biri olarak hiç de yabancılık çekmedim o sahnelere. İzlemek de beni oldukça mutlu etti. Sonra Cevdet’i bu savaş sahnesinde alıp evinin, yuvasının içinde gördük. “Vatanım, vatanım” diyen adam aşık bir eş ve muhteşem bir babaydı.

Ne ilginçtir, kullandığımız kelimeler karakterimizi, kişiliğimizi de ortaya koyuyor çoğu zaman. Cevdet, hiçbir şey vatandan değerli değil derken, Azize ise hemşire olarak çalıştığı hastanede bir askerin kurşun yarasını temizlerken “Kurşun sevdaya benzer. Gelirken bahar yeli gibidir, giderken boran olur.” diyordu. Çünkü Azize için sevgiydi asıl olan. Sevdiği yer vatanıydı, sevdiği insan vatanıydı. Cevdet içinse vatan ülkenin ve milletin tamamıydı. Her zaman güçlü olmak, yenilmemekti vatan.

Azize ve Cevdet’in karşılaştıkları ilk sahne çok romantikti. Bergüzar Korel ve Halit Ergenç’in aralarındaki büyük aşkı da gözler önüne serdi. Zaten yıllardır birlikte görmeye alıştığımız çiftler ekranda güzel bir ikili oluşturdu. Evli olmaları, büyük bir aşk yaşamaları nedeniyle dizideki yakınlıkları rahatsız edici gelmedi bana.

Cevdet’in ne kadar kuralcı bir adam olduğunu da dikkatimi çekti bu sahnede. “Bak sen çoluk çocuklu kadının haline bak.”diyordu eşine. Şaka olarak eşine takılıyordu ama aynı zamanda kuralcı, katı yapısını gösteriyordu. Hamam sahnesindeki Azize’nin cümleleri de kalbimi fethetti. Ancak hamam sahnesinin başında her cümlenin sonuna konulan “o vakit”ler uzadıkça içimi sıktı diyebilirim. Sahnenin geri kalanı iyi devam ettiği için “o vakit”leri görmezden gelebildim.

Sonra Tevfik vardı. Tevfik, Cevdet’in silah arkadaşı, Azize’ye de çocukluktan beri aşık. İlk sahnelerde anladık tavırlarından. Tam o tavırlar başlar başlamaz Azize nasıl bu kadar saf olabilir diye içim içimi yedi benim.  Bir insan gözünüzün içine bakar da “Hala küçüklüğündeki gibi gülüyorsun.” der ve “Güldürme o zaman.” diye dostane mi cevap veririz? Çocukluğundaki gülüşünü unutamamış bir adam var karşınızda ve evinizde, ailenizin yanında gözünün içine bakıp bunu söyleyebiliyor. Hiç mi ilgiden şüphelenilmez, hiç mi “Sen hayırdır?” bakışı atılmaz.

Tevfik’in bir yerde Cevdet’i arkasından vuracağı belliydi. Hem somut hem de soyut olarak beklendiği gibi gerçekleşti olay. Belli ki kapatamadığı bir mesele var Cevdet’le. Sadece Azize üzerinden de olabilir bu mesele, başka meseleler de olabilir. Ama ilerleyen bölümlerde Tevfik’in Cevdet’e olan düşmanlığı biraz daha açıklanmalı. Tevfik, Azize’yi seviyor ama bu Cevdet’e olan hırsından mı belli değil. Çünkü sevgisini tam olarak hissedemedim ben. Hediyeler vermesi, Azize ve çocukları için ev satın alması hep maddiyat üzerinden yürüyen bir sevgi. Dizinin ilk sahnelerinde, Cevdet ve Azize’nin çocuklarına karşı sevimli sevimli konuşması da samimi gelemedi o yüzden bana.

Tevfik, Azize’ye evlenme teklif ettiğinde Hasibe Hanım’ın, “Cevdet seni ona emanet etti.” demesi de ayrıca çıldırdığım bir cümle oldu. Tamam, emanet etti de, emanet öyle mi oluyor yani? Kimse mi yanlış anlamaz Tevfik’in hareketlerini.

Vatanım Sensin’in son sahnesi de yine ilk sahne gibi muhteşemdi. Cevdet’in geri dönüşü ve hem de bambaşka bir şekilde geri dönüşü hem şaşırttı hem de bu işin altında bir iş var dedirtti. Cevdet’in vatanına adımını atar atmaz Ali Kemal’le karşı karşıya gelmesi de ayrı bir şansızlıktı. Vuracak mı vurmayacak mı derken Azize’nin hem oğlunu hem de kocasını aynı karede görüşü ve yaşadığı iki şok o anlarda benim de içime işleyen bir sahneydi.

Vatanım Sensin ilk bölüm olarak beklentiyi karşılıyordu. Açılış ve kapanış sahnelerinin başarılı olması da izleyiciyi hem diziye kattı hem de bir sonraki bölümde ne olacak merakını uyandırdı. Sadece biraz hızlı geçişleri ve bir anda 7 sene sonraya gelinmesi eleştiri konusu oldu. Ama ilk bölümün günahı olmaz, ilerleyen bölümlerde bu 7 senede neler olduğuna dönülürse tatlı bir seyir olabilir bizim için.

Vatanım Sensin’e yeni sezonunda başarılar dileyip, çekileyim o vakit! (Hamam sahnesine bir atıf olsun bu kelime de o vakit!)

indir-6

Vatan yahut Silistre

Ela Melek Yıldırım

Vatanım Sensin’de benim favorim Bergüzar’dı. Onun için bile ekran başına geçmiş olabilirim. Bergüzar bakışlım, Azize gibi sevmek gibi terimler de ürettim hatta izlemeye devam ettikçe. Hamam sahnesindeki cümleleri ise ayrı bir etkiledi beni o yüzden.

“Bu yarayı aldığında Arnavut’taydın. İsyan bastırmaya gittiğiniz. Arnavut’tu benim vatanım. Şurana şarapnel değdiğinde Yanya’daydın, orasıydı benim vatanım. Kurşun sıyırdı şurandan. Trablus’taydın. Kanının değdiği toprak oldum ben. Benim vatanım sensin.”

Galiba tam da bu anlarda ürettim Azize gibi sevmek terimini. Deli gibi seven bir eşi vardı Cevdet’in. O da seviyordu Azize’yi. Ancak vatanını da bir o kadar çok seviyordu. O anlarda ise çok eskiden okudum bir roman kahramanını hatırlattı bana Cevdet: İslam Bey’i. Kim bu İslam Bey?

Namık Kemal’in Vatan yahut Silistre romanını okuyanlar bilirler. İslam Bey’de aynı Cevdet gibi vatan aşkıyla yanıp tutuşan sevgilisi Zekiye’ye çok aşık olmasına rağmen önce vatan diyen bir vatanseverdi. İslam Bey, sevgilisini bırakıp gönüllü asker olarak savaşa gider. Herkesi de vatanı savunmak için gitmeye ikna eder kendisiyle birlikte. Zekiye ve vatanı arasında vatanını tercih eder. Cevdet, dizinin ilk saniyelerinde o nedenle İslam Bey’di benim için. Azize ise Zekiye’ydi. Azize, Cevdet için her şeyi yapıyor, Cevdet’se vatanı için her şeyi yapıyordu. Cevdet’in vatan aşkı için, Azize’nin de Cevdet için her şeyi yaptığı sahneler çok sürmedi. Cevdet, vatanından vazgeçen askerler tarafından ihanete uğradı, Azize ise Cevdet’in öldüğünü kabul etmese de İzmir’e gitmek zorunda kaldı.

Ali Kemal’in evlatlık olduğunu öğrenmek ise vurucu bir sahneydi. Çünkü saçları sapsarı olan ve Cevdet’le Azize’ye hiç benzemeyen Yıldız ya da Hilal evlatlık çıksa o anda daha çok inanabilirdim. Ali Kemal, çocuklar arasında Cevdet ve Azize’ye en çok benzeyen çocuktu, evlatlık çıkan da oydu. O anda yaşadığım hayal kırıklığı Ali Kemal’le ortaktı. Yatağın altında saklanan Ali Kemal’le birlikte öğrendik: Cevdet yıllar önce Ali Kemal’i kimsesiz kaldığı için eve getirmiş. Yanmış bir köyde bulmuş, Ali Kemal’i.

“Ben doğurmasam da o benim oğlum.” diyordu Azize o anlarda. Anneliğine, annelik duygusuna da hayran bırakıyordu bizi. Sonra bir öğrendik ki: Ali Kemal’in evlatlık olduğunu küçük yaşlarda öğrenmesi meğerse tesadüf değilmiş. Yıllar sonra büyüsün Yıldız’a aşık olsun da aşk acısı çeksin diye özellikle hazırlanmış o sahne. Evet, kabul ediyorum Ali Kemal’e herhangi bir aşk acısı değil de böylesine imkansız bir aşk acısı yaratmak farklı olmuş. Ancak farklılık yaratalım derken zorlama da olmuş biraz. Çocukluğundan beri kardeş gibi büyüdüğün, aynı anneye “Anne” dediğin bir insana aşık olma duygusu empati kuramadığım bir duygu. Dışarıdan bakıldığında ise kan bağı yoksa herkes herkese aşık olabilir gibi bir algı yaratıyor. Bu algı ise çirkin, bir o kadar yanlış bana göre.

Ali Kemal evlatlık olduğunu öğrendiğinde babasının silahıyla sokaklara fırladı. Yunanlı arkadaşı Niko’ya dert yanmaya çalıştı ancak Niko onunla dalga geçip bir de üzerine silahını aldı. Almakla kalmadı bir de oynarken kendini vurdu. Ali Kemal, zavallım evlatlık olduğu şokunu atlatamadan bir de gözlerinin önünde arkadaşının vurulmasına şahit oldu. Ali Kemal’in Niko’yu vurduğunu düşünen halk ise Azize’yi ve çocuklarını linç etmek için sokağa çıktı. O anlarda Azize’nin aşağı inip “Kapıyı açın!” demesi hem anlamsız hem de anlamlıydı. Ama daha çok anlamsızdı. Anlamlıydı çünkü nasıl ki Cevdet vatanı uğruna kendini siper edebiliyorsa Azize’de çocukları ve ailesi uğruna kendini siper ediyordu. Cevdet nasıl vatanseverse Azize’de çocukları için kendini feda edecek bir anneydi. Anlamsız olması da şu yüzdendi. O vahşi kalabalık Azize’yi öldürse bile doymayacaktı. Yukarıya Ali Kemal’i de almaya gideceklerdi. “Kapıya aç!” şeklinde verilen büyük emir sadece Azize’nin kendini feda etmesiyle kalacaktı.

Bir Onur Saylak sevenlerden biriyim. Tevfik’in sahneleri kötü bir karakter de olsa sevdirdi bana kendisini. Tevfik’in Azize’yi hastaneden çıkardığı sahneyi takdir ettim o yüzden. Elbette ki, Tevfik olmasaydı Cevdet vurulmayacaktı, vurulmasaydı da belki de Cevdet gelip kurtaracaktı Azize’yi. Ancak aşkı uğruna her şeyi göze alabileceğini düşünen Tevfik, oyunu dürüst oynamıyordu. O yüzden kendisi kurtardı Azize’yi. Azize’nin kendisini feda etmek üzere olduğu anlarda Tevfik’in devreye girmesi de bir o kadar heyecanlandırdı beni.

Nihayetinde Tevfik tarafından sevilen Azize, hastaneden kurtarıldı ve İzmir’e doğru çocuklarıyla yola çıktı. Ali Kemal’in sırtına bir de aile yükü yüklendi. Zavallım zaten iki travma atlattı bir de ailenin yükünü yüklenecek halde miydi? O yüzden 7 yıl sonra Ali Kemal’i içki içerken görmek beni şaşırtmadı. İç Ali Kemal, sen içmeyeceksin de kim içecek! Şaka bir yana Kubilay Aka’nın ilk oyunculuk deneyimi Ali Kemal rolü. Evet, bize “vay be!” dedirtmiyor, ne hissettiğini de pek anlayamıyoruz. Bir vatansever mi, yoksa aşk acısı çeken bir adam mı ya da kardeşlerini düşünen bir abi mi? Kubilay Aka’nın canlandırmaya çalıştığı karakterin ruhunu pek anlayamadım bu bölümde. Yaşadığı duyguları ise tam olarak hissedemedim. Ancak sonraki bölümlerde ne olacağını bilemediğimden çok derinine inmiyorum bu sahnelerin.

Yıldız ve Hilal’in sahneleri de onların ruhlarını, hayatlarını anlamamız için gerekliydi. Birbirlerinden tam anlamıyla taban tabana zıt iki kardeş. Kafalarına göre hareket eden iki kardeş hem de. İkisi de aileden bağımsız ve kendi bildiklerinin peşindeler. Hilal vatan uğruna bir şeyler yapmaya çalışırken, Yıldız kendisi adına bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ancak ikisi de neticesinde aileden uzaklaşıyor.

Ezcümle, Vatanım Sensin bazı anlarda rahatsız etse de bazı anlarda da gözümüzü kırpmadan kendisini izletti. Beklediğimize değip değmediğini ya da ne kadar iyi veya kötü olduğuna ise ilerleyen bölümlerde karar vereceğiz! İzlenir mi bana kalırsa izlenir!

vatanım sensin

Kimdi Vatan Haini?

Melih Tahsin

“Vatan, top mermilerinin unufak ettiği bu topraklar, şu ölen evlatlar Vatan, seccadesini gözyaşlarıyla ıslatan anan gibi mübarek Vatan, bağrına bastığın evlatların gibi üstüne titrediğin Vatan, koynuna sokulduğun bir kadın gibi sevdiğin Vatan…”

Vatanım Sensin yayınlandığı tanıtım fragmanında Halit Ergenç’in okuduğu bu diziler sosyal medyada çok konuşulmuştu. Dizinin başladığı ilk saniyelerde etkileyici savaş alanı sahnesi de bu dizilerle desteklendiğinde beni kendine bağladı. Zaten sahnenin daha başlangıcında “1912 Balkan Cephesi” yazarak başlanması tam bir film sahnesi gibiydi.. Bu sahneden sonra ise “1912 Selanik”e yolculuk yaptık.

Vatanı için her şeyi yapabilen bir vatansever vardı karşımızda. Komutanına bile karşı çıkabilirdi vatan uğruna. “Savaşı kaybediyoruz, bırakın elimizden geleni yapalım.” cümlesini komutanına kullanabilecek kadar cesaretliydi bu adam. Dahası Yunan saldırısına karşı savunma şehrin geri hatlarına çekilecek emrini aldıktan sonra da “Affınıza sığınarak üstlerinize bildirmek zorundayım.” diyebilecek bir cesareti de vardı bu adamın. Birçok kararı vatan içindi. Tam bu anlarda ülkemizin yakın zamanda yaşadığı 15 Temmuz olaylarını hatırlamadım değil. Bu olaylarda askerin, üstlerine kanunsuz emir verdiği halde karşı çıkmaması eleştirilmişti. Burada ise karşımızda kanunsuz emrin karşısında duran bir asker vardı. Tabi o zamanlar daha farklı bir yönetim biçimi olduğu için Cevdet’in komutanına karşı çıkması çok da güzel sonuçlar doğurmamıştı.

Cevdet hapse atıldı ve orada öldürülecekti. Cevdet’i kurtaran gizemli adamı ise henüz anlayamadık. Gizli bir görev verdi Cevdet’e ancak o görev için 7 sene beklenmesi gerekti. Çünkü Cevdet’i Yunanlılar kaçırınca görevde de bir takım değişimler oldu. Cevdet’i kurtaran bu gizemli adamı ilerleyen bölümlerde yeniden göreceğiz ancak nasıl göreceğimiz şimdilik merak konusu.

Vatanım Sensin’de biraz daha genişletse dediğim konu ise Yunanlılar ve Türkler arasındaki iletişimdi. Evet, vatan toprağı Yunanlılara veriliyordu, bir düşmanlık vardı. Halk arasında da bu düşmanlık yaşanabiliyordu. Yunanlı askerler de Türklerle anlaşamıyorlardı. Özellikle Ali Kemal ve Niko’nun tartışmaları bu durumun çocuklar arasında bile var olduğunu yansıttı. Cevdet’in ise aralarına girip siz arkadaşsınız demesi, Yunanlılarla savaş olsa da bu savaşın halk arasında olmadığını gösterdi.  Bu sahneler güzeldi, ancak biraz daha genişletilse daha güzel olabilirdi. Halkın kendi arasında bir dostluğunun olduğu ve savaşın insanlarla değil, vatan uğruna ve devletler arasında var olduğu anlatılsa biraz da güzel olabilirdi.

Hasan Tahsin’in sahnesi de bir o kadar başarılıydı. Tarihe yolculuk yapıp kitaplarda teorik olarak okuduğumuz o sahneleri ekranda izleyebildik. O yüzden biraz daha tarihi sahnelere yer verilse dolu dolu bir dizi izleyebiliriz. Dönem dizileri çok güzel ve başarılı olabilir. Özellikle dönemi başarılı yansıtabilirlerse. 1919 senesine kadar gelen dizi Kurtuluş Savaşı’nın çok yakınlarında. Bu anları ve o savaşları başarılı yansıtabilirse tarihi dizileri sevenler içinde izlenebilir olacak.

Diğer yandan Cevdet’in vatanseverken Yunanlıların tarafına geçip bir vatan haini olarak görülmesi yine üzerine çok şey söylenebilecek bir konu. Çünkü diğer tarafta Osmanlı’nın içinde olup asıl vatan hainlerini görmeyen bir topluma da dikkat çekiyor. Osmanlı’nın vatan hainleri vatanın içindeyken, Cevdet’in hedef gösterilmesi Nazım Hikmet’in vatan haini şiirini de hatırlattı bana. Çünkü muhtemelen Cevdet, bir hain gibi gösterilse de bir kahraman olarak devam edecek dizinin ilerleyen bölümlerinde.

“Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan” ben vatan hainiyim diyordu Nazım Hikmet. Vatan, Yunanlılara vatan toprağını vermek, alkışlarla düşmanı karşılamaksa Cevdet de vatan hainliğine devam ediyordu hala.

İzlenebilir bir diziyle karşılaştığımı umuyorum ve dönem hakkında daha çok sahneler görmek dileğiyle yeni bölümleri bekliyorum!

 

 

 

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.