Tüm dizilerin özetleri, fragmanları,haberleri ve çok daha fazlası!

Sahipli 3. ve 4.Bölüm İncelemesi: Ölmemek Yahut Ölümü Kabullenmemek

Sahipli 3. ve 4.Bölüm İncelemesi: Ölmemek Yahut Ölümü Kabullenmemek

Var olduğunu bildiğiniz ama konuşmak istemediğiniz şeydir ölüm. Üstünü örtmek, hiç bahsetmemek istersiniz. Ancak bir gün biri öldüğünde hatırlarsınız. Hiç söz etmeseniz de, görmek istemeseniz de yakınınızda olduğunu. Kendi ölülerinizi ve ölümlerinizi düşünürsünüz.

Peki ölüme bu kadar yakın olup bir türlü ölemeyenlerin olduğu bir yer hayal edebilir misiniz? Ölümden bahsetmek bile korkunçken ölümü kabullenmeyenlerin, ölülerini gömemeyenlerin hikayesi daha korkunç olmaz mı?

Blu TV’nin ilk korku yapımı Sahipli 3. ve 4. bölümleriyle yayınlandı. İlk iki bölümde genel hikayeye girişi ve Büşra’yı konuşmuştuk. Evlendiği gün eşinin intiharıyla sarsılan Büşra, yeni bir hayat için doğduğu köye gelmişti. Ancak burada yeni bir hayata başlamayı bırakın büyük felaketlerle karşılaşması an meselesiydi.

Öyle bir köydü ki Büşra’nın doğduğu köy ölen insanların ölemediği, o sonsuz yolculuklarına çıkamadıkları bir yerdi. Köydeki herkes yaşamıştı ölümü. Ancak gidenlerin kaybını kabullenememişlerdi.

Büşra’nın köyde kendisine en yakın hissettiği kişi Selim Öğretmendi. 15 yaşındayken annesini kaybeden Selim, hala zaman zaman annesinin hayalini görüyordu. Büşra’ya anlattığı hikaye ile ölümü, ölmeyi kabullenemediğini çok net anlıyorduk.

“Hiç unutmuyorum. İlkokul ikinci sınıfa gidiyordum. Bir gün okulun bahçesinde sinek yakalıyorum. Yakaladığım sinekleri de küçük bir ilaç şişem vardı. Onun içine dolduruyorum. Annemin çantama koyduğu reçelden de kapağın altına sürdüm. Aç kalmasınlar diye. Sıkı sıkı kapattım. Gizlice eve götürdüm şişeyi. Yatağımın baş ucuna koydum. Bütün gece izledim onları. Şişenin içinden gelen o kanat çırpma seslerini hala hatırlıyorum. Sabah uyandım hemen şişeme koştum. Hiç hareket yok. Salladım şişeyi. Canlandırmaya çalıştım onları. Başladım ağlamaya. İlk kez karşılaşıyorum çünkü ölümle. Kaptım şişeyi. Bahçeye çıktım. Bir yandan toprağı kazıyorum. Bir yandan dua ediyorum. Ne olur canlansınlar diye. Bir yandan yağmur yağıyor. Ağlaya ağlaya kazdım toprağı. Bir yerden bir gazete parçası buldum. Bütün sinekleri tek tek sardım gazetenin üstüne. Gömdüm. Çocuk aklı işte. Ertesi merak ettim. Kazdım toprağı, çıkardım gazeteyi. Açtım. Hiçbiri yok. Hepsi gitmiş. Dualarım kabul oldu. Canlandılar diye düşündüm. Çocukluğumun en mutlu anılarındandır bu. “

Bu küçücük hikaye bile Selim’in ölümü kabullenemediğini gösteriyor. Çocukken ölümü kabullenmeyişi normalken hala bu hikayenin etkisinde kalması o duyguları hala yaşadığını ispatlıyor. Aynı sineklerin canlandığına inanması gibi kaybettiklerinin de canlandığını görmek istiyor. Ölen annesini sürekli etrafta görmesi belki de bu yüzden.

Diğer yandan Büşra’nın eşini kaybettiğini geçen yazımda konuşmuştuk. Büşra’nın üzerinde taşıdığı ve uğursuzluk getiren bir tür laneti var demiştim. Bu hafta aynı şeyleri Selim için düşündüm. Çünkü Büşra’nın kaldığı evde yeni gizemler ortaya çıktı.

Büşra’nın kaldığı evde daha önce kalan bir nalbanttı. Kızı Esra bir anda ortadan kaybolunca o da delirmiş bütün atlarını zehirlemişti. Ölen atlarının evi ziyaret ettiğini ve onlarla konuştuğunu söyleyen nalbant bir süre sonra köyden uzaklaşmıştı. Ancak asıl olay bu değildi. Nalbantın ortadan kaybolan kızı Esra Selim’in nişanlısıydı. Bu hikayeyi Büşra’ya anlatan Aziz, Büşra’yı yaşadığı evden çıkması için korkutmaya çalışırken bize de Selim hakkında yeni bilgiler verdi.

4 sene önce Selim’in bir anda kaybolan nişanlısı, Büşra’nın evlendiği gün intihar eden eşi Erdem’i hatırlatıyordu. Çünkü Esra da nişandan hemen sonra kaybolmuştu.Birbirlerine çok benzeyen bu esrarengiz olayları yaşamıştı Selim ve Büşra. Bu nedenle birbirlerine hiç tahmin edilmeyen olaylar yaşatacak iki kişilerdi aynı zamanda.

Bu olayı öğrenen Büşra’nın neden Selim’e kırıldığını anlamadım. “Bana bu olayı nasıl anlatmaz” diyerek yaşadığı kırgınlık son derece anlamsızdı. Kendisi eşinin evlendiği gün intihar ettiğini Selim’e nasıl anlatmadıysa Selim de Büşra’ya eski nişanlısından bahsetmek zorunda değildi. Hele ki nişanlısının 4 senedir hala nerede olduğu bilmezken.

Selim’in babasının anlatmadığı sır ise hala açıklığa kavuşmadı. Selim’in annesinin hayaletini sürekli evde gören Selim’in babası çareyi kadının tüm eşyalarını yakmakta buldu. Ancak annesinin Selim’e anlat dediği sır hala açıklığa kavuşmadı.

Pet şişeden bile itinayla korku efekti yapılır.

Aziz ve babaannesi cephesinde ise esrarengiz olaylar olmaya devam ediyor. Sanırım Aziz ve babaannesi üzerine tek başına bile bir korku filmi çekilebilir. Geçmişleri, ne yaşadıkları bilinmese de deli bir babaanneyle gün geçtikçe çıldıran Aziz artık hayaller de görmeye başladı.

4.Bölüm

Gelelim 4.bölüme. 4.bölüm ise daha çok Selim’in öğrencisi Ali üzerineydi. Annesi fenalaşan Ali’nin annesi ölmek üzereydi. Ali’de tuhaf olan bir şeylerin olduğunu, annesinin ölümünü kabullenmeyişi ve çizdiği tuhaf resimleri konuşmuştuk ilk iki bölümde.

Bu bölüm de yine Ali ile başladı ve yine Ali ile bitti. Ali’nin annesi öldüğü halde akrabalar uzaktan geliyor diye gömülmemişti. Bu olay ise tam da dizinin son anında beklenmedik bir olay yaratacaktı.

Ancak şimdilik biz diğer olaylardan konuşalım. Ali’nin annesi rahatsızlandığında Selim yardım etmesi için Büşra’yı çağırdı. Ancak kadın ölmek üzereydi. Büşra’nın yardımı bir işe yaramadı ve kadın öldü. Büşra gözlerinin içine bakarak ölen bu kadının ölümünü atlamayınca Selim’le olan arasının düzelmesi için de bir işaret doğdu. Selim’le bunun üzerine konuşan Büşra kırgınlıklarını da arkada bıraktı.

Açıkçası Türk dizi yapısında sadece bir bölümde iki aşığın arasının düzeldiğini görmek son derece şaşırtıcı. Ancak internet dizisi olunca işler biraz da hızlı ilerliyor. Yani bunaltmadan olması gerektiği gibi ilerliyor.

Selim, Büşra’ya hem annesinin ölümünü hem de Esra’nın kayboluşunu anlattı. Büşra’da böylece Erdem’in ölümünü anlatmış oldu Selim’e. Aralarındaki sırlar yok olunca birbirlerine daha fazla yaklaşmışlardı. Ancak Selim bunları anlatırken annesinin ölüm sebebini bilmediğini öğrendik. Seyirci olarak biz bu sebebi biliyoruz. Selim’in babasının sürekli gördüğü hayallerden annesinin kendisini asarak öldürdüğünü anlamak zor değil. Belli ki annesinin babasına sürekli Selim’a gerçekleri anlat dediği de bu olay.

Selim ve Büşra yan yana gelmemesi gereken ve birbirlerinden uzak durması gereken iki insan. Ancak her geçen gün daha fazla yaklaşıyorlar birbirlerine. Büşra’nın eşiyle olan evlilik fotoğrafını dolaba kaldırmasından artık onu unutmaya başladığını da anlıyoruz.

Ve gelelim Davud’a. Köyün muhtarı Davud, torunlarını kaybettiği halde onların öldüğünü kabullenemeyenlerdendi. Meğerse bu durumun arkasında başka bir şey varmış. Bir büyücü ile görüşen Davud, torunlarının yeniden yaşaması ve geri dönmesi için bir talepte bulunmuş meğerse. Ben geçen bölümlerde evdeki o çocuk bedenlerini görünce “Bu adam ölmüş torunlarını evde mi tutuyor aman yarabbi.” demiştim. Öyle değilmiş. O çocuklar gerçek değilmiş, büyücünün verdiği bebeklermiş.

Ölümü kabullenmeyişten bahsetmiştim. Ölümü kabullenmeyenlerden bir tanesi de muhtar Davud. Torunlarının hala evde seslerini duyan, onları yeniden yaşatmak için büyücülerden medet uman Davud’da da birkaç bölüm sonra esrarengiz olaylar göreceğe benziyoruz.

Ve benim Halka filmindeki kuyuya benzettiğim çeşme. İncili Çeşme’ymiş adı. Yıllar önce hazine araya bir grup köylü İncirli Çeşme’nin orada ne olduğunu bilmedikleri bir hayvan görmüşler. Ertesi gün ise köylülerin trajik ölümleriyle karşılaşmış diğer köylüler. Uğursuz olduğunu anladığımız bu çeşme bakalım nasıl uğursuzluklar getirmeye devam edecek? Zira her bölümde sahneler arasında koyulan çeşmemizden bir sır bekliyorum ben.

Dikkatli bakarsanız arkada anneyle karşılaşabilirsiniz

Gelelim Ali’ye. Annesinin sesini duyarak uyanan Ali’miz annesinin bedeniyle göz göze geldiği o anlarla veda ettik 4.bölüme de. Ölümlerin ve ölüleri gönderemeyişin hikayesi Sahipli dizisi. Arka planda çalan müziklerle gece yarısı izlendiğinde korkmamanız imkansız bence. Üstelik her karakteri de ayrı bir hikayeyi bünyesinde taşıyor. Sırların yavaş yavaş açıklandığı Sahipli’nin özellikle sonunun nasıl bağlanacağını merak ediyorum.

Diğer incelemelerde görüşmek üzere!

 

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.