Tüm dizilerin özetleri, fragmanları,haberleri ve çok daha fazlası!

Vatanım Sensin 19.Bölüm: Aşka Kurşun İşler mi?

Vatanım Sensin 19.Bölüm: Aşka Kurşun İşler mi?

“Ölen yine ve sadece evlatlar oldu.” diyordu Leon. Hangi tarafta olduğunuzun, hangi ideolojiyi savunduğunuzun bir önemi yok. Savaş, zafer, emeller ve bütün bu şeylerin sonunda ölenler sadece insanlar. Canlar. Evlatlar.

Hep zannediyoruz ki tanımadıklarımız ölecek, tanımadıklarımız yara alacak. Ancak sevdiklerimiz öldüğünde ya da yara aldığında anlıyoruz savaşın o acımasız oyunlarını. Bir bomba patlıyor bir yerde. Bir terör en acımasız haliyle çıkıyor karşımıza. Sanıyoruz ki bu nefret bize ait değil. Sanıyoruz ki bu nefret hep tanımadıklarımın canını acıtacak.

Ancak en yakınındaki insanı kaybettiğinde anlıyor insan. Savaş, öyle çok uzaklarda cephede gerçekleşen, ölenlerin, acı çekenlerin tanımadığımız insanlar olduğu savaş değil.  Nefretin olduğu her yerde savaş.

“Onca savaş gördüm” diyordu Hasibe. “Onca savaş, ancak bu başka.” Çünkü sevdiğini, ekmeğini bölüştüğünü, sevgini paylaştığın insanı kaybetmek, kaybettiğini düşünmek ölmekten farksızdı.

Yıldız uyanacak mı?

Yıldız uyanmak için doğru zamanı bekliyordu

Azize, Cevdet ve Hilal, şimdiye kadar söyleyemedikleri bütün hislerini Yıldız’ı kaybettiklerini düşündüklerinde kelimelere döküyordu.

“Sen küçüklüğünden beri çok inatçıydın. Hep aldın istediğini. Hadi yine inat et al istediğini. Bu senin savaşın değil yaşamak senin hakkın. Al hakkını. Bırakma istikbalini.” diyordu Azize. Çektiği acı cümleleriyle dökülüyordu. Yaşamak haktı. Kim olursan, ne olursan ol. Hakkındı yaşamak. Hain bir saldırıyla ölmek ise kimsenin hakkı değildi.

Azize ve Cevdet birbirlerinin aynısı olan iki insan aslında. Yüreklerindeki onca acıya rağmen görevlerinin başında olan iki insan. Cevdet, kızının acısına rağmen Hamilton’un planlarını ortaya çıkarmaya çalışırken Azize yaralılar için canla başla çalışırken iki aynı insanı izliyoruz aslında. Ancak ne yazık ki Cevdet’in görevi başkalarıyla paylaşamayacakları kadar büyük ve önemli.

Cevdet, Hamilton’un planlarını çözmeye çalışıyordu ancak delili yoktu. Üstelik Yakup, umudu en büyük düşmanında yani Tevfik’te aramaları gerektiğini söylüyordu. Ancak umut bağladıkları o insan haberleşme ağlarını çökertecek olan insandı.

Okan Yalabık’ın gözlerimizin önünde Hamilton oluşu

Sanki gerçek Hamilton’la karşı karşıyayız

Ve Hamilton. Muhteşem bir ajan. Yaptığı tüm plana Eftelya’yı bile haberi olmadan dahil eden ve sanki kendi suçu değilmiş gibi Vasili’yi suçlayan bir ajan. O derece inandırıcı ki cümleleri biz bile inanıyoruz o konuşmaya başladığında.

Babasını Çanakkale’de kaybeden Hamilton büyük bir kinle hareket ediyor. Türklerin birleşirse eğer Çanakkale’de olduğu gibi büyük mücadeleye gireceğini biliyor. İzmir’e gelme sebebi ise Mustafa Kemal’in planlarını yok edebilmek. Bunun için Tevfik’i dahi planlarına katmayı başarıyor.

Ah Tevfik! Bir insandan bu kadar nefret edip bu derece sevmek mümkün mü? Onur Saylak’ın oyunculuğu, her mimiği her jesti deli gibi nefret edilecek bir karakteri hayran olunacak bir karaktere dönüştürüyor.

Çıkarları uğruna gözünü kırpmadan herkesi öldürecek bu adamı Hamilton planlarına dahil etti.  Mustafa Kemal’in haberleşme ağını Tevfik’in çıkarlarını korumak için attığı adımlarla yok etmek çok kolaydı. Artık Mustafa Kemal’le kurulan haber ağı kırılmıştı. Yeni bir haberleşme ağına ihtiyaç vardı. Cevdet ve Yakup ise yeni haberleşme ağının kurmak için konakta düzenlenecek müzayedeyi kullanacaktı. Tabi Mehmet’le birlikte Ali Kemal, Hilal de bu işin içinde olacaktı.

Bir Saadet Işıl Aksoy efsanesi

Azize saçını başını yolmasa bari.

Saadet Işıl Aksoy’un hastanede yaralıları gördüğü sahneye ise değinmeden geçemeyeceğim. Lucy’nin hasta yatağından kalkıp hastaneye gelenleri gördüğünde hislerini gözlerinden hareketlerinden okumadık adeta hissettik. Azize’nin yanına gidip “Azize hemşire ne yapabilirim?” cümlesinde onunla birlikte yüreğimiz yandı adeta. Ölümün, acının millet, din tanımadığını o anlar bize hissettirdi.

Ancak Lucy’nin Cevdet’e olan ani aşkı şaşırtıcı oldu. Hasta ve bir o kadar da hassas bir kadın olan Lucy, Cevdet’e aşık olmak için gelmiş gibiydi sanki. Henüz Cevdet’i görmeden ona hayran ve aşıktı. Henüz Cevdet’i tanımadan onu tanımak için heyecanlanıyordu. Biz zaten Azize, Cevdet, Tevfik üçgeniyle son derece yorulmuşken bir de Lucy’miz katıldı aralarına!

Diğer yandan Vasili’nin tüm acımasızlığına rağmen Veronika’nın iyi kalbi iyi geliyor bize de. Lucy’de gördüğümüz insanlığı Veronika’da da görüyoruz. Leon’un babasının o katı kurallarından sıyrıldığında yansıtabildiği o merhamet var Veronika’da. Din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın insanlara şefkatle davrandığı gördükçe iyi şeylerin olabileceğine inanıyoruz.

HiLeon diyoruz ve susuyoruz…

Kalbimiz, gönlümüz HiLeon’la

Yazı ve yazmak. İnsanın kendisini savunması, kendisini ifade edebilmesi için en etkili yol öyle değil mi? Savaş sadece kılıçla olan değil, yürekle olanın da adı savaş. Kalemle olan da bir savaş. Nice savaşlar yaşadık, nice o kayıp anlar yaşadık ancak kaleme alınmasaydı hiçbiri insan ömrü kadar olacaktı hatırlanmaları.

Leon sadece bir asker değil, duyguları olan, duygularını kelimelere dökebilen bir yazar. Aynı Hilal gibi. Hilal nasıl vatanı mücadeleye “Halit İkbal” yazılarıyla çağırdıysa Leon’da bu saldırıyı Yunanlıların yapmadığını anlatabilecek yazma kuvvetine sahip. Tabi Vasili olmasaydı.

Ne yazık ki Vasili gibi bir babaya sahip Leon. Oğlunu asker olarak yetiştiren “Sen yazmaktan ne anlarsın” diyen bir babaya sahip. Savaşmaktan, hırstan oğlunu tanıyamayan bir babaya sahip. Oğlu onun gözünde bir oğul, bir insan değil. Bir asker. Ve bir asker sadece öldürür, sadece savaşır. Bir asker yazamaz.

Ancak Leon her şeye rağmen yazdı. Babasına rağmen yazdı. Takma isimle olsa bile! Anreas. Hatırladınız mı bu ismi? Aylar önce Yunanlılarla birlikte savaşmak istemediği için öldürülmek istenen bir askerdi Andreas. Yunanlıların yaptığı tüm zulmü anlatmıştı bir gazeteciye. Ve Hilal kurtulması için yardım etmişti ona. Leon ve Hilal ilk büyük sırrı ve iş birliğiydi bu. Leon Hilal’in Andreas’ı kurtarmak istediğini bildiği halde ve onları yakaladığı halde kaçmalarına izin vermişti. Ancak Andreas’ı Mehmet acımasızca öldürmüştü. Hani o emirleri sorgulamadan yapan Mehmet. Sorgulamadan, düşünmeden öldüren Mehmet.

Hadi Leon’un yazısında nelerden bahsettiğine bakalım, her kelimesi öylesine muhteşem ki:

“Bugün Smyrna’nin bağrına bir ateş düştü. Öyle bir ateş ki anaların yüreğini, babaların ciğerini, kardeşlik için, barış için buraya ekilen filizleri cehenneme kesti. Türk,Yunan, Rum, Ermeni, Bulgar Çerkez, Arnavut. Yıllardır birbirlerine düşmüş her bir ırk, her bir vicdan bu ateşten nasibini aldılar. Ölen yine ve sadece evlatlar oldu. Her kim ki Smyrna’nin bağrına bu ateşi saldıysa niyeti aşikardır. Her kim ki bugün her milletten insanın yaşadığı Kordon’u kana buladıysa niyeti bizleri birbirimize kırdırmaktır. Yunan halkı bu vahim olayın, bu felaketin acısını Türk kardeşleriyle paylaşmaktadır. Kanatları olmayanlar uçurumları aşamaz. Ve tek bir kanat hiçbir kuşu uçurmaya yetmez. O vakit bugün Smyrna halkına seslenirim. Gelin, birbirimizin kolu kanadı olalım. Gelin bu oyunu bozalım. Uygarlıklar kanla değil gönül bağı ile ayakta kalırlar. Bu kez biz bu savaşı durduralım. Andreas Akis.”

Bu yazıyı okuyan Hilal tayfasının Andreas hakkındaki yorumu ise muhteşemdi. “Halit İkbal’in Yunan müsveddesi” Aynen öyleydi. Halit İkbal neyse Andreas da oydu. Hilal ve Leon aynı yüreğin iki parçasıydı. Nitekim Halit İkbal’den de cevap gecikmeyecekti.

Cevap veriliyor…

“Hürriyet bombayla parçalanabilir mi? Bir ruha kurşun işler mi? Bir fikrin önüne set çekilir mi? O fikir ki hürriyetimiz, ruhumuz. O fikir ki uyanışımız. O fikir ki vatan sevdamız. Kulakları sağır eden o sesi duydunuz mu efendiler? Sinemizde patlattıkları o bombanın sesini duydunuz mu? Kadınlarımızın, çocuklarımızın canına kast etmeye and içmiş canilerin vahşetine şahit oldunuz mu? Biz yapmadık demişler. İki kanadı olmayan kuş uçamaz demişler. Bizim kolumuz da kanadımız da biziz. Böyle namelere karnımız tok. Susalım isyan etmeyelim isterler lakin tanıyamamışlar bu milleti. Bu milletin dirilişini görmezden gelirler. Harf harf, satır satır yazıyorum işte: Halit İkbal ölmedi. Vatanın hürriyetini, bayrağımızın vatan toprağında dalgalanışını görmeden de ölmeye niyeti yok. Yunanın uzattığı sahte zeytin dalına karnımız tok.  Andreas efendi cevap versin sualime: Hürriyete kurşun işler mi? Halit İkbal”

Tüm hastalıkların, acıların ötesinde Lucy’nin de dediği gibi insanı hayatta tutan tek bir şey var: Aşk. Bütün bu savaşlar içerisinde tutunmamızın, hala nefes almamızın bir sebebi oluveriyor Aşk. O yüzden seviyoruz HiLeon aşkını, o yüzden izliyoruz belki de. Bütün acıların içerisinde bizim de bir umudumuz oluyor. Vatan uğruna birbirlerine takma isimlerle söyledikleri cümleleri, atışmalarını bile seviyoruz.

Tek gayem hayatta kalmanız başka gayem yok

“Tek gayem hayatta kalmanız başka gayem yok.” dedi Leon. Daha açık anlatılabilir miydi? Amacı, hedefi zafer değildi. Amacı Hilal’in yaşamasıydı. Bu cümlede aşk vardı, sevgiden öte delice bir sevda vardı. Ancak tabi ne oldu Yıldız tam da o anda uyandı.

Hilal ve Leon’un yan yana gelişlerini bekleyip tam da bu cümleyle yakalamışken böyle bir son bekleniyor muydu? Sanırım hayır. Uyan uyan sözlerine bir türlü cevap vermeyen Yıldız sanki hissetmiş gibi tam da Hilal ve Leon’un duygularını birbirlerine açıklayacakları sahnede uyanmaz mı uyanır. Gerçekten de her istediğini alırmışsın Yıldız ne diyelim.

Ben bu vatan uğruna ölmek için yetiştim. Bizden gayrı bu sancağı taşıyacak insan yok. Tevfik çok iyi rol yapıyor.

Küllerinden Angela olarak doğan Eftelya

 

Angela hanım diyezeksiniz

Hamilton ve Lucy tarafından kurtarılan Eftelya Angela olmuş da haberimiz yokmuş. Tevfik’in karşısına dönüşü muhteşem oldu diyebileceğimiz şekilde çıktı bile. Üstelik Hamilton’la olan yakınlığı da dikkatleri çekmedi değil.Ancak Eftelya’yla Angela olarak taşıyan Tevfik’in yaşadığı şoku unutamayacağız.

Eşref Geri Döndü!

Hamilton emellerine Eşref’i de kattı bile. Hem de dönüşü muhteşem oldu. Müzayedeye, yani Yunan konağına kurulmamış bir bomba yerleştirip dönüşünü unutulmaz kılacak şekilde döndü. Siz beni öldüremediniz ama ben istesem sizi öldürürdüm diyerek döndü.

Söylesenize Aşka kurşun işler mi?

Hilal’i gördüğündeki o bakışı!

Mehmet ve Ali Kemal’in haberleşme ağını kurabilmek için postaneye girmesi elbette ki Hilal’in de gözünden kaçmayacaktı. Leon ve Ali Kemal yüzleşmesinde Hilal ortaya çıkışı Leon’un kafasını karıştırdı karıştırmasına ama Ali Kemal’i de tutuklamadan oradan gidecek değildi. Hilal’in kendisini vuracağını tahmin ediyor muydu bilmem. Vurulsa da korkmuyordu belki de çünkü vuran Hilal’di. Ali Kemal’i kurtarmak için Hilal’in verdiği o anlık karar ise Leon’u öldürmeyecekti belki ama Hilal’i yakacaktı. Çünkü muhteşem bir zamanlamayla Leon vurulduğu anda Cevdet Yunan askerleriyle postaneye girdi.

Hilal’i de Ali Kemal’i de zorlu bir süreç bekliyor yeni bölümde. Ancak Leon yaşıyor. Leon yaşıyorsa biz eminiz ki Hilal’e bir şey olmayacak. Hamilton’un planlarına ise artık Eşref de dahil oldu. Hamilton’un eli bu kadar güçlüyken Cevdet’in işi iyiden iyiye zorlaşacak.

O vakit yeni bölümde görüşmek dileğiyle!

 

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.